Haciz Sırasında Üçüncü Kişinin Malı: İstihkak Davalarında İspat Yükü ve Güncel Yargıtay Uygulaması
- avyalcinsahin
- 12 Tem
- 3 dakikada okunur
İcra takibinde haciz, her zaman borçlunun kapısını çalmaz; uygulamada hacizlerin önemli bir kısmı, borçluyla ticari veya ailevi bağı bulunan üçüncü kişilerin adreslerinde ve malları üzerinde gerçekleşmektedir. Bu noktada devreye giren istihkak rejimi (İİK m.96-99), hem malı haczedilen üçüncü kişi hem de alacağını kovalayan alacaklı bakımından davanın kaderini belirleyen bir ispat düzeni kurar.
1) Yol ayrımı: mal kimin elinde? İstihkak prosedürünün işleyişi, mahcuzun haciz anında kimin elinde bulunduğuna göre değişir. Mal borçlunun elinde haczedilmişse süreç İİK m.96-97 üzerinden yürür ve dava açma yükü kural olarak üçüncü kişidedir. Mal üçüncü kişinin elinde haczedilmişse İİK m.99 devreye girer: istihkak iddiasının reddi için dava açma yükü bu kez ALACAKLIYA geçer. Bu ayrımın haciz tutanağına doğru yansıtılması, davanın daha başında kazanılması veya kaybedilmesi anlamına gelebilmektedir.
2) Karine ve ispat yükü: adres ve sicil belirleyicidir. Yargıtay'ın güncel uygulamasında; haczin üçüncü kişinin ticaret sicil adresinde yapılması, bu adresin borçluya ödeme emri tebliğ edilen adres olmaması, haciz anında borçlunun hazır bulunmaması ve mahalde borçluya ait evrak çıkmaması hâlinde mülkiyet karinesi üçüncü kişi lehine kurulmakta olup, karinenin aksini ispat yükü alacaklıya düşmektedir. Aynı kararda; mahcuzun resmî sicile kayıtlı olması, borçludan devralınmamış bulunması ve borcun doğumundan önceki bir tarihte üçüncü kişi adına tescil edilmiş olması karşısında, iddiasını ispatlayamayan alacaklının davasının reddi gerektiği hükme bağlanmıştır (Yargıtay 12. HD, E. 2025/7583, K. 2026/2875, T. 28.04.2026). Karar ayrıca, istihkak davalarında yargılama giderlerinin takip konusu alacak ile mahcuz değerinden hangisi az ise onun üzerinden hesaplanacağını hatırlatması bakımından da önemlidir.
3) Organik bağ iddiası soyut kalamaz. Alacaklıların sık başvurduğu 'organik bağ' ve 'örtülü işletme devri' iddiaları bakımından Yargıtay, soyut yakınlık tespitini yeterli görmemektedir. Kardeşler arası devir iddiasına dayalı bir dosyada; tarafların ticari defterleri incelenmeden, borcun dayanağı çeklere ilişkin alacağın doğum tarihi belirlenmeden, mal teslimine ilişkin fatura ve sevk irsaliyeleri getirtilmeden ve haciz mahallini fiilen kimin işlettiği kolluk marifetiyle araştırılmadan davanın kabulü, eksik araştırma sebebiyle bozulmuştur (Yargıtay 12. HD, E. 2026/234, K. 2026/2876, T. 28.04.2026 — Antalya BAM 7. Hukuk Dairesi kararının kaldırılması suretiyle).
Peki organik bağa hangi olgular delil olur? İçtihat uygulamasında öne çıkan göstergeler şunlardır: her iki işletmenin aynı adreste veya aynı telefon ve tabelayla faaliyet göstermesi; ortaklar, yöneticiler veya imza yetkilileri arasındaki örtüşme ile yakın akrabalık; işçilerin SGK kayıtlarıyla izlenebilen toplu geçişi; makine, araç ve müşteri portföyünün devri; ticari defter ve fatura düzenindeki süreklilik; ve özellikle borçlu şirketin, borcun doğumu veya takiple eş zamanlı olarak pasifleştirilip faaliyetin bağlantılı şirket üzerinden yürütülmesi. Nitekim aynı dairenin güncel bir kararında bu pasifleştirme tespiti, TBK m.202 kapsamında işletmeyi devralanın borçlardan sorumluluğu ile birlikte tartışılmıştır (Yargıtay 12. HD, E. 2025/7583, K. 2026/2875, T. 28.04.2026). Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması doktrininin sınırları ise Hukuk Genel Kurulu içtihadında çizilmiş olup; perde ancak dürüstlük kuralına aykırı, alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik kötüye kullanma hâllerinde ve istisnaen aralanabilmektedir (Yargıtay HGK, E. 2023/1138, K. 2025/287, T. 14.05.2025). Bu çerçevede organik bağ, ne alacaklı için sihirli bir kelime ne de üçüncü kişi için aşılmaz bir suçlamadır; belge üzerinden konuşan taraf kazanmaktadır.
4) Uygulamadan öneriler. Üçüncü kişi yönünden: haciz tutanağına adres, zilyetlik ve evrak durumunun eksiksiz geçirilmesi sağlanmalı; sicilli mallarda tescil tarihinin borcun doğumundan önce olduğu tapu ve trafik kayıtlarıyla belgelenmeli; İİK m.96-97 hattında öngörülen yedi günlük hak düşürücü dava süresi başta olmak üzere süreler kaçırılmamalıdır. Alacaklı yönünden: organik bağ iddiası defter incelemesi, fatura-irsaliye zinciri, SGK kayıtları ve fiilî işletme araştırmasıyla örülmeden dava açılmamalı; aksi hâlde yüksek yargılama gideri riskiyle karşılaşılır.
İstihkak davaları süre, karine ve delil disiplininin kesiştiği teknik bir alandır; somut olayda doğru konumlanmak için haciz anından itibaren hukuki destek alınması önerilir.
Not: Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Anılan kararların künyeleri resmî karar bankalarından doğrulanmıştır.


Yorumlar